Sayfalar

mahcup

Çok güler yüzlü bir arkadaşla tanıştım yakın zamanda. Bana çay yapıp getirmişti, bir kaç gün sonra yaptığım kurabiyeden götürmüştüm bende ona. Çay ondan, kurabiye bendendi. Bugün yanına gittim, hal hatır sormaya, çay ikram etti yine, bak dedi bende kurabiye yaptım tarçınlı cevizli diyerek uzattı kurabiye kutusunu. Yaklaşık on tane vardır kutuda, bir tanesini alıp yemeye başladım. Çok güzel olmuş, eline sağlık derken, kırt diye bir ses geldi, ceviz kabuğu. Şimdi kabuk çıktı diyip kabuğu çıkarsam utandırmış olucam onu, yutsam diye düşündüm denedim ama yutamadım. Bu arada sohbet ediyoruz, suratımdan da belli olmasın diye her şey yolundaymış gibi konuşuyorum. Çay içiyim o ara yutarım dedim o da olmadı, yutamadım. O ara bir araba yanaştı o da baktı derken çıkarıp elimde sakladım. Ben kalkıyım artık derkende cebime koyuverdim hoopppp. İşte bu kadar.
Olabilir. Dikkatimizden kaçıyor bazen. Mahcup edip, utandırmamak gerekir. Bozuntuya vermemeye çalıştım ama inşallah yüz ifademden bir şey anlamamıştır :)

Çocuk

İnsanlardan uzağım. İçlerindeyim ama yalnızım. Zaten uzun zamandır kendime bile yalnızım. Şimdiki halim, şimdiki ben. Tam olarak bu ben, ben değilim.
Daha çok gülerdi,
daha çok kahkaha atardı,
daha az düşünür,
daha az ağlardı,
daha az özlerdi,
daha çok severdi,
daha çok eğlenir,
daha çok keyif alırdı
eski ben.
Şimdiyse en son ne zaman kahkaha attığımı hatırlamıyorum. Kahkahayı geçtim, en son gerçekten, içten ne zaman güldüm, bilmiyorum. Anlamsızca ağlıyorum. Belki de neden ağladığımı bilip, kendime itiraf edemediğimden daha çok ağlıyorum. Özlem. Özlemek. Özlüyorum. Çünkü; yalnız hissediyorum. Bazen, hayır, çoğu zaman çok sessiz her taraf, herkes. Eski beni çok düşünüp, özlerken şu andan ne keyif alabiliyorum ne de eğlenebiliyorum.
220 metrekarelik koca bir evin salonundaki sekiz kişilik yemek masasında yazıyorum.
Yanımda yalnız.
İçimde.
Bir saat sonra güneş batacak. Koyu gri bulutlar geziyor gökyüzünde. Bahçe katı, boydan cam. Bisikletli bir çocuk geçiyor, çimlerin arasındaki küçük yoldan. Alakasız ama İbrahim Tatlıses’ten Akdeniz akşamları bir başka oluyor şarkısını duyuyorum. Dinlediği şarkıyı herkesle paylaşmak isteyen paylaşımcı arkadaştan. Arabayla birlikte seste uzaklaşıyor. Az önceki bisikletli çocuk yine geçti, mavi kulaklığı vardı. Salıncakta tek başına sallanıyor şimdi.
Birileri seni görüyor, izliyor ama haberin yok. Ya da tam tersi. Ne sinir bozucu bir durum izlenen için. Gri bulutlar gözden kayboldu, yerini beyaz bulutlara ve maviliğe bıraktı. Güneşte gitti, çocukta.
Yarın güneşi tekrar görmek umuduyla.

Görüştüğümüz zaman görüşürüz.


Bir cumartesi sabahı

Bugün Cumartesi.

Bu sabah erken uyandım. Düzenli namaz kılmam ama bazı sabahlar ezan sesini duyupta kılmamak huzursuzluk veriyor bana. Huzursuzlukları ortadan kaldırmak gerekir.
Balkonda dün akşamdan yıkayıp astığım çamaşırlar vardı. Onları topladım. Katlayıp yerine koydum. Ütülenecek altı gömleği de aradan çıkardım. Bulaşık makinesi çok dolmamıştı kısa programda çalıştırdım. Bir kahve yaptım kendime bitmesine çok az kalan kitabımı kitaplıktan alıp okudumbitirdim.
Balkondayım.
Yazıyorum.
Yoldan araba geçmediğinde huzur verici bir sessizlik oluyor sokakta. O zaman tek duyduğumkuşlar ve henüz yıkılmamış olan iki katlı eski bir evin bahçesindeki horozların sesi.
Tam anlamıyla seslere odaklandığımda kuşlar durmadan şark söylüyornakarat kısımlarına kargalar eşlik ediyordu sanki.
Palmiye ağaçlarının rüzgarda nasıl bir ses çıkardığını hiç duydunuz mu?
Ne sakin bir Cumartesi.


Görüştüğümüz zaman görüşürüz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...