Sayfalar

Yaşamayı Öğrendiğim Gün

   Nedense tarihin akışını büyük liderlerin yönlendirmiş olduğunu düşünürüz hep. Oysa bu aslında hiçte doğru değildir. Edimleri, sözleri, ruh hali ve duygularıyla her insan kendi çevresini etkiler, sonra da bu etki suyun yüzeyindeki dalgalar gibi yayılır. Zorunlu olarak. Anlıyorsun ya, hiçbir şey etkisiz değildir. Sonuç olarak hepimiz dünyayı etkileriz. Misyonumuzu bulduğumuzdaysa oynayacak bir rolümüz olur, insanlığa, yaşayanlara, evrene yararlı olacak bir rol.
   Bu yüzdende her birimizin kendimize özgü yetenekleri vardır, her ne kadar çoğu insanın içinde bu yetenekler ortaya çıkarılmayı ve geliştirilmeyi bekleyerek gizli kalıyor olsa bile. Zaten yeteneklerimizi keşfetmekte misyonumuzu anlamamızın yollarından biridir.
   Çoğu insan yaptıkları iş onları mutlu etmese bile her zaman yaptıkları işi yapmaya devam edip dururlar. İçlerinin derinliklerindeki istekleri dinlemeyi kendilerine yasaklarlar çünkü bunların kendilerini hiçbir yere götürmeyeceğine inanmışlardır. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Misyonumuzun yolunda ilerleyebilmek için izlememiz gereken rota toplumun içimizde uyandırdığı yüzeysel arzular değil, derindeki isteklerimizdir.
***
Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceklerimi sakinlikle kabullenmek için sabır ve ikisini birbirinden ayırabilmek içinde bilgelik ver.
***
Bizler tamamlanmış varlıklarız ve doğa bize bunu derinden hissettiriyor, oysa toplum içimizde bir eksiklik yaratıyor. Bizi mutlu olmamız için bir şeylerin eksik olduğuna, bir şeylere gerek duyduğumuza inandırıyor, bizde bu hissi uyandırıyor. Elimizde olanla, olduğumuz gibi tatmin olmamızı bize yasaklıyor. Bizi sürekli tamamlanmamış olduğumuza inandırıp duruyor.
***
Başkalarında nefret ettiğimiz şey bazen kendimizde kabul edemediğimizdir.
***
Başkalarındaki şeytanı arayacağına, kendi içindeki Tanrı'yı ara.
***
İlişkiler yaşamımızın özüdür.
***
Önünde kalan zamanı nasıl yaşamayı istediğini artık biliyordu. Hangi duyguyu hissetmeyi istediğini ve onu nasıl elde edeceğini biliyordu.
***
Hataların bile var olmaları için bir neden vardı. Her şeye karşın onlarda bize bir şeyler kazandırıyor olmalıydılar. Kabullenmek. Kabullenmek bir yaşama sanatıydı.
***
Eğer her birimiz sahip olduklarımızın sonsuz değerinin farkında olabilsek dünyanın çehresi tamamen değişik olurdu.
***
Anahtar iyilikteydi. Kim olduğunu bilmekte, her an ve tamamen kendin olmakta, başka bir şey olmayı reddetmekteydi.


Laurent Gounelle'nin, Yaşamayı Öğrendiğim Gün isimli kitabından çıkardığım notlar, hoşuma gittiği için sizinle de paylaşmak istedim. Sıradaki okuyacağım kitap yine Laurent Gounelle'nin, Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer.

Görüştüğümüz zaman görüşürüz.


mandalina kokusu

Bazı mandalinalar güzel kokar. Bunların adı gerçek mandalinadır. Kokladıkça koklayasın gelir. Çünkü; güzeldir, eskileri anımsatır. Aileni mesela. Akşam yemeğinden sonra bir çay demlenir, güzelce yudumlanır, hep birlikte genelde televizyon başında ve o akşamın dizisini seyrederken. Ardından çay bardakları toplanır, biraz vakit geçer, pijamalar giyilir reklam arasında. Anne elinde meyve tabağıyla tekrar yerini alır, çocuklarda pijamalarıyla yerleşir kanepeye. Bir elma kesilir, ikiye yada dörde bölünür kimin ne kadar yiyeceğine bağlı anne kesip, uzatır. Mandalina kesin yenilir hiç yemezsen bir iki tane kesin ağzına atarsın pijamaları giydikten sonra dişlerini fırçalamadıysan tabi, yoksa dişimi fırçaladım şimdi yersem ekşi olur denir. Genel de annenin olağanüstü ısrarıyla ekşi ekşi yersin o güzel kokulu gerçek mandalinayı. 
Israr etmeyen anne mi olur zaten? 
Olmaz.
Şimdilerde gerçek mandalinalarla karşılaşmak zor.
Güzel kokulu gerçek mandalinayı yedim. Güzel kokulu kabuğunu da ara ara koklamak için bugünlük çantamda saklayıp, akşam eve götüreceğim, belki mum yakarım mandalina kokusu yayılır eve. Gerçek mandalina. Deney yapmayı severim. Gerçek mandalinaları sevdiğim gibi. 

mahcup

Çok güler yüzlü bir arkadaşla tanıştım yakın zamanda. Bana çay yapıp getirmişti, bir kaç gün sonra yaptığım kurabiyeden götürmüştüm bende ona. Çay ondan, kurabiye bendendi. Bugün yanına gittim, hal hatır sormaya, çay ikram etti yine, bak dedi bende kurabiye yaptım tarçınlı cevizli diyerek uzattı kurabiye kutusunu. Yaklaşık on tane vardır kutuda, bir tanesini alıp yemeye başladım. Çok güzel olmuş, eline sağlık derken, kırt diye bir ses geldi, ceviz kabuğu. Şimdi kabuk çıktı diyip kabuğu çıkarsam utandırmış olucam onu, yutsam diye düşündüm denedim ama yutamadım. Bu arada sohbet ediyoruz, suratımdan da belli olmasın diye her şey yolundaymış gibi konuşuyorum. Çay içiyim o ara yutarım dedim o da olmadı, yutamadım. O ara bir araba yanaştı o da baktı derken çıkarıp elimde sakladım. Ben kalkıyım artık derkende cebime koyuverdim hoopppp. İşte bu kadar.
Olabilir. Dikkatimizden kaçıyor bazen. Mahcup edip, utandırmamak gerekir. Bozuntuya vermemeye çalıştım ama inşallah yüz ifademden bir şey anlamamıştır :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...