Sayfalar

Yeniden Başlamak

Güzel bir akşamüstü
Aylardan Nisan
Vanilya kokulu mum
Bahar esintisinin yüzüme vuruşu
Kurbağa sesleri, çocuk sesleri, konuşan insanlar
Seslerin birbirine dokunması
Gökyüzündeki son kızıllık
Kahvedeki son yudum
Belki son nefes
Mum eriyor
Esinti geçiyor
Kurbağalar susuyor
Çocuklar evlerine gidiyor
Son kızıllık yerini maviye bırakıyor
Kahve bitiyor
Hayat yeniden başlamak için
Şimdilik bitiyor...

O Sabah!

O sabah anlamıştım.

Annem her gün olduğu gibi o günde beni okula götürüyordu. Her zaman elimden tutar, okul çantamı kendisi taşırdı. Beni sever ve düşünürdü. Ben daha 7 yaşındaydım ama hayat sahnesinde akıp giden tüm olayların farkındaydım. Gözlerim bakmaz görür, kulaklarım dinlemez duyardı. Şimdi düşünüyorum da büyük insanların bile hala farkına varamadığı çoğu şeyin farkındaydım ben o yaşta.

O sabah..

Annemle karşıdan karşıya geçerken karşımızdan, çöp kutularını karıştırıp geri dönüşümü olan her şeyi taşıdığı iki tekerlekli demir parçasına geçirilmiş çuvalın içine koyan kadın ve yanında benim yaşlarımda bir kız çocuğu geçiyordu. Kadının üstünde yeşil kıyafeti, üstünde kırmızı hırkası, altında uzun bir eteği, ayağında terliği vardı. Saçları koyu sarı ve topluydu. Kızının ise, beyaz bir tişörtü, pembe bir montu, kendisine büyük gelen bir pantolonu ve pembe botları vardı, esmerdi. Annesine bir şeyler söyledi, sanırım yorulmuştu, annesi çuvalın üstüne kızını oturtup ilerideki çöp kutlusuna doğru ilerledi.

Yanımızdan geçtiklerinde kafamı çevirip ona baktım, göz göze geldik. Gözlerinde konuşabildiğini o gün anladım. O da farkındaydı sahnedekilerin. Benim gibiydi. Bakışlarını hiç unutmadım. Şimdi daha iyi anlıyorum yüzündeki ifadeyi. Kabullenişti bu, hayatı sorgulamayı bırakmaktı. Olanı kabul edip mutsuz olmamaktı ama mutluda olamamaktı.

O sabah anlamıştım. Hayat herkese farklı sunuluyordu, yaşamlarımız eşit değildi ve biz çocuklar hayatımızı kendimiz seçemiyorduk. Kim istemez ki ile başlayan tüm cümlelerin sonunu masallar kadar güzel bitirebilirdik elbette.

O sabah anladım ama o bunu benden çok daha önce anlamıştı.

Ve biz daha 7 yaşındaydık.

SİMYACI

Merhabalar,

Uzun zamandır okuduğum en iyi kitap Paulo Coelho'nın 'Simyacı' kitabı. Ben geç okuduğum için biraz kendime kızdım. Aranızda okumayanlar varsa bir an önce bir kitapçıya gidip bu kitabı alıp okusun lütfen. Beğeneceğinize eminim. Yaptığı yolculuk, tanıştığı insanlar sürprizli sonu ile hem çok sevecek, hem şaşıracak, hem de çok hak vereceksiniz. 

Bana göre, kitapta insan tipi ikiye ayrılıyor. 
Cesaret edip, yola koyulan insan ve cesaret edemeyip cesaret edeni aptal yerine koyan insan.

Yani, kim olursan ol, ne yaparsan yap, bütün kalbinle gerçekten bir şey istediğin zaman, evrenin ruhunda bu istek oluşur ve bu senin yeryüzündeki özel görevin olur. Sen tüm benliğinle gerçekten istediğinde evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar. 
Ben bunu çok yaşadım, bazen çok basit ama o an gerçekleşmesi mümkün olmayan bir şey istediğimde bir hafta geçmeden olayın içinde buluyorum kendimi. İnanamıyorum o an çok şaşırıyorum, halbuki o kadar yürekten istedim ki evren bir oldu ve benim önüme çıkardı istediğim şeyi. 
Gündelik hayatımızda nasılsın, nasıl gidiyor hayat diye sorduklarında iyi, sıradan iste diyoruz ya aslında o hiç öyle değil. Bütün günler birbirine benzediğinde, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatımızda karşımıza çıkan iyi şeylerin farkına varamaz oluyoruz. Bugünün diğerinden ufacıkta olsa bir farkı olsun. Olsun ki karşımıza çıkan güzelliklerin farkına varalım. 

Herkesin izlemesi gereken bir yol vardır. Allah bu yolu yeryüzüne çizmiştir, bizim yapmamız gereken tek şey bizim için yazdıklarını okumak ve harekete geçmek. Ben kitaptaki bu cümleyi okuduktan sonra benim için çizilen yolun ne olduğunu şimdi anlayabiliyorum ama o an işaretleri takip etmeyi bilmiyordum eğer şanslıysam belki o işaretler yakın zamanda tekrar yoluma çıkarlar ve ben cesaret edip yoluma devam ederim. Tek şey görebilmekte bence. İşaretlere dikkat ederseniz gerçeği görebilirsiniz.

Kitapta altını çizdiğim cümleler:

Yüreğimizi neden dinlemeliyiz?
Çünkü yüreğin neredeyse hazinen de oradadır.

Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek.

Bir şey yerken yemekten başka bir şey düşünmem. Yürüdüğüm zaman da yürüyeceğim hepsi bu. Ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdi de yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. O zaman hayat bir bayram bir şenlik olacak çünkü hayat yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur.

'Yüreğim acı çekmekten korkuyor.' dedi bir gece.
'Yüreğine, acı korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Düşlerinin peşinde olduğu sürece hiç bir yürek acı çekmez.

‘Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır.’dedi yüreği delikanlıya. Biz yürekler insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna gönderme işini hayata bırakırız. Ne yazık ki kendisine çizilmiş olan yolu pek az insan izliyor. Oysa bu yol mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir yer oluyor. O zaman biz yürekler giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz. Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.
Peki yürekler insanlara düşlerinin peşinden gitmek zorunda olduklarını neden söylemiyorlar?


Çünkü bu durumda en çok yürek acı çeker ve yürekler acı çekmekten hoşlanmazlar.

Bir kere olan bir daha asla tekrarlanmaz amma ve lakin iki kere olan mutlaka üçüncü defa da olacaktır.

Kitabı yazdım biliyorum ama bunlar kitapta altı çizili olarak sadece bana kalmasın istiyorum. Buraya kadar okuduysanız da helal olsun :)


Görüştüğümüz zaman görürüşüz
:)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...